Hakkımızda | İletişim
Haymananın İlk ve Tek Siyasi Bağımsız Gazetesi

Haymana Gazetesi


DÜNYA VE AHİRET DENGESİ VE DÜNYEVİLEŞME
06/02/2015

Latif SAYGIN Haymana Vaizi
İnsan hayatını, dünya ve Âhiret nitelemeleriyle bir bütün olarak değerlendiren İslâm, Âhiret hayatını ihmal eden, uhrevî gerçeklere gözlerini yuman ve hayatı sadece ölüm öncesiyle sınırlayan bir hayat anlayışını kabûl etmediği gibi, dünya hayatından kopuk ve dünyanın Âhiret'le ilgili belirleyici niteliğini göz ardı eden bir ruhanîliği de insanlığa takdim etmemiştir.
İslâm'ın dünya ve Âhiret'e bakışını ve ikisi arasındaki ilişkinin anlamını özlü bir şekilde ifade eden şu ayet, İslâm'ın hayat anlayışını, Âhiret'i aramak, dünyayı unutmamak, Allah'ın bize ihsan buyurduğu şeylerden diğer insanlara vermek ve yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkarmamak şeklinde dört ilkede özetlediği söylenebilir: "Allah'ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî Âhiret yurdunu mamur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara iyilikte bulun, sakın yeryüzünde bozgunculuk arzu etme! Çünkü Allah, bozguncuları sevmez." (Kasas Sûresi, 28/77)
Ayette ifade edilen dünya-Âhiret dengesinin gerek ferdî-bireysel, gerekse içtimaî-toplumsal olarak pratiğe ve hayata aktarılması, bu konuyla ilgili birçok ayetteki yoğun vurguyu da doğrularcasına hayli zor bir tecrübedir. Bu, Müslümanlar kadar, diğer din mensupları için de bir mesele olagelmiştir. Yahudilikte Âhiret hayatı, Hıristiyanlık'ta ise dünya hayatı ihmal edilmiştir. Kur'ân âyetlerinden de anlaşıldığı üzere Yahudiler, Âhiret hayatından çok dünya hayatına düşkün, Âhiretten umutlarını kesmiş ve Allah'ın azabını önemsemeyen insanlar hâline gelmişlerdir (Bakara Sûresi, 2/94-95; A'râf Sûresi, 7/169; Mümtehine Sûresi, 60/13). Buna mukabil, İncil'e ise genellikle uhrevîlik ve ruhanîlik sinmiş durumdadır.
Kur'ân-ı Kerim'de, genelde kâinatın, özelde ise dünyanın tasvirine bakıldığında, âyetlerin muhtevası üç ana konu etrafında özetlenebilir: 
Birincisi; kâinat bir yönüyle, Yüce Allah'ın Zâtına ve esmâsına işaret eden âyetler mecmuasıdır. (Yusuf Sûresi, 12/41; Fussılet Sûresi, 41/37, 53; Nur Sûresi, 24/41) İslâm, kâinattaki her nesneyi birbirinden bağımsız olarak değil, bir vahdet içinde tanımlar. Hattâ, mahiyetine yerleştirilmiş kanunlar doğrultusunda hareket ettiği ve içindeki bütün varlıklar Allah'ın emrine itaat ve O'nu tesbih ettiklerinden dolayı tüm kâinatı Allah'a teslim olmuş (Müslüman) olarak tasvir eder. 
İkinci olarak; Dünya, insanların hangisinin daha güzel ve ahlâkî amellerde bulunacağı bizzat insanlar gözünde ortaya çıkması için yaratılmış bir sınav meydanı, insanın iradesini kullanarak sorumluluk alma ve varoluş sürecidir. Başka bir deyişle, dünya insan için, imar etmesi, üzerinde medeniyetler kurması ve emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker ile islah etmesi gereken bir vazife zeminidir. (Hûd Sûresi, 11/61; Mülk Sûresi, 67/2; Bakara Sûresi, 2/143) Kısaca dünya, Peygamberimiz (s.a.v.)'in ifadesiyle, Âhiret'in tarlasıdır. (Aclunî 1997, 1/364)
Üçüncü olarak ta; Dünya, menfi yönüyle karşımıza çıkar. Dünya hayatının menfî yönü ise, ayetler ve hadislerde ifade edildiği üzere; kişiyi Allah'ı anmaktan, yaratılış gayesinden uzaklaştırıp alıkoyan bir oyun ve eğlence, aldatıcı gelip geçici fani bir metâ, insanları büyüklenmeye, dolayısıyla da asıl özüne yabancılaşmaya ve imtihanı kaybetmeye götüren bir hayat tarzı, süreci, servet ve evlâtlarla boş övünme olarak nitelenmektedir. (Muhammed Sûresi, 47/36; Hadid Sûresi, 57/20; Nisâ Sûresi, 4/36) Konuyla ilgili vurgulanması gereken bir husus şudur ki, âyetlerde, bizzat dünya nimetleri, zenginlik, evlat vb. şeylerden ziyade insanın bunlarla ilişkisi sorgulanmakta, dünya hayatı daima Âhiret hayatına göre değerlendirilmekte, kişinin dünya hayatı uğruna Âhiret'i terk edip sorumluluktan kaçması yerilmektedir. Dünya hayatının zemmedildiği yerler, aslında insanın dünyevileşmesi sebebiyledir.
Kur'ân'da bu dünyevileşme, duruma göre "yeryüzüne çakılıp kalma" olarak tasvir edilmekte, bunun arka planında ise, Âhiret'ten vazgeçip sadece dünya hayatına sarılma ufuksuzluğu ve kişilik kaybının varlığı nazara verilmektedir: "Ey iman edenler! Size ne oldu ki 'Allah yolunda seferber olunuz' emri verilince bulunduğunuz yere yığılıp, çakılıp kaldınız? Yoksa Âhiret'ten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama iyi biliniz ki dünya hayatının zevki, Âhiret hayatının yanında pek az bir şeydir." (Tevbe Sûresi, 9/38) Bu âyet-i kerime, Tebuk Seferi için seferberlik ilan edildiğinde insanların sıcak yaz gününde, meyvelerin olgunlaştığı, insanların rehavete daldığı bir zamanda Bizans gibi bir güce karşı orduya çağrıldıklarında bazı inananların dünyanın cazibesine kapılarak işi ağırdan almaları, tembellik ve uyuşukluk göstermeleriyle ilgili nazil olsa da (Fahrettin Razî 16/47; Elmalılı Hamdi Yazır, 4/343), Müslümanları ve İslâm medeniyetini bekleyen büyük bir tehlikeye karşı bir uyarı niteliğindedir. 
Kur'ân'da dünya-Âhiret dengesinin bozulmasını, dünyaya çakılıp kalmayı çok net resmeden özlü anlatımlardan birisi, İlahî hakikatleri ve hayatın gayesini bildiği hâlde, buna göre amel etmeyen ilim ehlinin nazara verildiği şu âyet-i kerimedir: "Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasip ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet o adam bu ilme rağmen o âyetlerimizden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o yere saplandı ve hevâsının esiri oldu. Onun hâli tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da yine dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayanların misalidir. Bu kıssayı anlat, belki düşünüp ibret alırlar." (A'raf Sûresi, 7/175-176) Burada karakteri sergilenen, ilim verildikten sonra dünyevileşmiş kişinin (Bel'am ibn Bâûrâ, veya Ümeyye ibn Ebî's-Salt) penceresinden, İlahî kaynaklı bilgiden uzaklaşarak, şeytanın dünyasında yeryüzü saltanatına, maddeye râm olmuş modern zihniyeti, sekülerleşmiş insan tipolojisini seyredebiliriz. Dinden ve vahiyden sıyrılmak suretiyle insanoğlu, varlığını tehdit eden düşmanlarına karşı en temel korunağını, zırhını ve barınağını kaybetmiş ve düşmanlarının yani şeytanların arkasına takılarak dünyalık peşinde koşarken asıl özüne, kazanması gereken mahiyete yabancılaşmıştır. Artık böylesini uyarmak da, uyarmamak da birdir. O, kalbî ve vicdanî reflekslerini yitirmiş, artık inkâr onun için huy ve seciye hâlini almıştır. İhtiyaç ve zaruretten ötürü değil, nefsinin kötü huyundan ve hırsından dolayı hep çirkin işleri yapar durur. Dünyâ-Âhiret dengesinin dünya lehine bozulması, ahsen-i takvim üzere yaratılan insanın esfel-i sâfilîne düşüş serüvenidir. Diğer bir deyişle, Allah'ı ve Âhireti unutarak dine karşı kayıtsızlaşma, ahlakî ve dinî değerlere yabancılaşmak, kısaca dünyevîleşmektir ki, Müslüman fert ve toplumları çok yakından ilgilendiren bir varoluş problemidir. İslâm, toplumları ve insanları çürüten, yozlaştıran ve ahlâkî açıdan ölüme sürükleyen bu probleme karşı, sadece uyarıda bulunmakla kalmamış, hadislerde geçen tabirle, "dünyanın fitnesi"nden korunma çare ve alternatiflerini de sunmuştur. Dünyevileşme fitnesine karşı 'zühd, kanaat, tûl-i emeli azaltma, dua, tevekkül, hâlvet, uzlet ve ölümü hatırlama' gibi sıfat ve davranışlar koruyucu birer faktör olarak sayılır. 
Sonuç olarak; Kur'ân ve Hadis nazarında dünyanın, cazibedarlığıyla insanı aldatan, Allah'tan alıkoyan bir yanı olduğu ve bundan dolayı da kötülendiği görülmektedir. Bu mutlak değil, sadece alaka kurma biçiminden kaynaklanan itibarî bir kötülüktür. İnananların işine yarar. Mü'min, bir tarafta kendisini davet eden dünya metaı, diğer tarafta ise bu metaın faniliğini ve çirkinliğini telkin eden dinî öğütler arasında sürekli bir gerilim yaşar. Ama yaşadığı gerilim, insanın aleyhine değildir. Zira bu, insanın nefsiyle mücadele edeceği bir alan ve imtihan edildiği pozisyonlardan biridir. Dünyanın çekiciliği ve tatlılığını bildiren hadislerinde Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu durumun insan için bir imtihan vesilesi olduğunu da beyan etmektedir (Müslim, Zikir 99). Dolayısıyla inanan kimseler dünyanın çekiciliğine karşı mücadele vererek Allah katındaki makamlarını yükseltme noktasında bu gerilimden istifade ve dünyevileşmemek için çaba sarf etmeleri gerekir.  Bu söylediğimiz, Müslümanların dünyadan tamamen alakasını keseceği anlamına gelmemelidir. İnsanın dünyayı bütün bütün terk etmesi mümkün değildir. Elbette ki ondan faydalanacak ve hayatını sürdürecektir. Zaten Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizden bunu istemiyor. Biz de onu kesben terk edemeyeceğimizin şuurundayız, o zaman bize bir şık kalıyor; kalben terk etmek. Bu en azından dünyevileşmemize giden yolu tıkayacak, kazançlarımızı Yüce Mevlâ'nın yolunda, dinî, millî değerler uğrunda harcama imkânı verecektir. Zira kalben terk etmeyen kimsenin Allah yolunda infak etmesi imkânsızdır. Kalbimizde ona yer verdiğimizde kendimizi ona kaptırıp dünyevileşme riskimiz yükselmektedir. Dünyevileşme Müslümanlar için mühim bir âfettir. Hem öyle bir âfet ki, tıpkı ateşin odunu için için yakıp kül etmesi, pasın demiri yiyip tüketmesi gibi, onları içten içe çürüten bir âfettir. Müslüman olarak bizler bu felaketin farkında olmalı, Kur'ân ve Hadisin ikazlarına, alimlerin uyarılarına kulak vermeli, paçalarımızı dünyaya kaptırmamalıyız.
Hepinize hayırlı bir hafta diliyorum. Allah'a emanet olun. 

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.
Mesajınız Gönderiliyor
Lütfen Bekleyiniz...


Teşekkür Ederiz.
Mesajınız Gönderilmiştir.
En Kısa Zamanda Editörlerimiz
Tarafından Kontrol Edilip Yayınlanacaktır.


Olası Sebeplerden Ötürü
Mesajınız Gönderilmemiştir.
İnternet Bağlantınızı Kontrol Edip
Tekrar Deneyiniz.
İsminizi Giriniz
Lütfen En Az 3 Karakter İsim Giriniz
: *
Mesaj Başlığı Giriniz
Lütfen En Az 5 Karakter Mesaj Başlığı Giriniz
: *
E-Mail Adresinizi Giriniz
E-Mail Boş Bırakın veya Doğru Mail Adresi Giriniz.
:   
Yorumunuzu Yazınız * Max 1000 karakter.Kopyala yapıştır yaparsanız yorumunuz kesilebilir.
Lütfen En Az 10 Karakter Bir Yorum Yazınız.
İşlemin Sonucu Kaçtır :
Lütfen İşlem Toplamını Doğru Giriniz.
 " DÜNYA VE AHİRET DENGESİ VE DÜNYEVİLEŞME " Haberine Yapılan Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır.  Sayfanın üstüne gitmek için tıklayınız...
Sizde Reklam Verebilirsiniz
Yazarlarımızdan...
Yazarlar - Son 5 Yorum
Haberler - Son 5 Yorum
Sizde Reklam Verebilirsiniz
Facebook'ta Bizi Bulun


Ulusal Gazetelerin Mansetleri
 Bir Gazete Seçin