Hakkımızda | İletişim
Haymananın İlk ve Tek Siyasi Bağımsız Gazetesi

Haymana Gazetesi


SAKARYA SAVAŞININ SONA ERMESİ-15 (13.09.1921)
05/01/2018

Hazırlayan SAMİ ÜMÜT Haymana Kaymakamlığı Emekli Yazı İşleri Müdürü
Yunan Ordusu kayıplara uğramıştı, karış karış dövüşen hasmının inadı karşısında çaresiz ve yorgun düşmüş, çok kan ve çok can kaybetmişti. Dün de bir «Sırat Köprüsü» nden geçer gibi heyecan ve korku ile geçtiği «Sangarios» nehrinin beri yakasında şimdi nefes nefeseydi. Sanki korkulu bir rüyadan henüz uyanmıştı. Bir kısım kuvvetleriyle nehri sıkı sıkıya tutmaya hazırlanırken diğer kuvvetleriyle gerilerde toplanmaya ve yeniden düzenlenmeye çalışıyordu. Askerin morali hiç de iyi değildi. Eğer karşısındaki şu derme çatma Kemal Ordusunu yenebilse ve yakınına kadar geldiği şu «Angora» denen Kemal'in Kale'sine bir ulaşabilse, yani kısacası Türkleri bir barışa zorlayabilselerdi her şey halledilmiş olacaktı. O zaman harp bitecek, kendisi de deniz aşın yerlerde kalan yurduna dönecek, sevgililerine kavuşacaktı. Ama şimdi?. Hani bir Yunan esirinin dediği gibi: «Subayları tarafından her ulaşılan tepenin ardında olduğu söylenen, fakat birtürlü ulaşılamayan o Angora» bir hayal gibi hep uzaklarda kalmış ve Yunan askerinin tepeden tepeye koştukça gücü ve kuvveti tükenmişti, Gelecek, hiç de ümitli ve aydınlık görünmüyordu.. Fakat Ordu Komutanı Papoulas'ın bugün, 13 Eylül 1921 gecesi Sakarya'nın 40 kilometre batısından, Dümrek köyündeki karargâhında» yayınladığı resmi bildiri başka havalardaydı: «Ordu, Temmuzda giriştiği harekâttan sonra Eskişehir'de yaptığı muharebe neticesinde Uşak „ Afyonkarahisar - Eskişehir - Karaköy demiryolu hattını tamamıyla işgal etmiştir. Bundan sonra Ağustos’ta Türkleri kovalamaya girişmiş ve doğuya doğru derin bir şekilde ilerlenmiştir. Ordu, Sakarya'daki muzaffer muharebelerden sonra Türkleri nehirden öteye geri itmiş ve Porsuk ile Sakarya arasında doğrudan doğruya ulaşım kurmaya muvaffak olmuştur. Türk Ordusunu daha ileriye doğru itmeyi uygun görmediğinden Sakarya'nın batı kıyısını işgal etmiştir. 30 kilometrelik dar bir cephe üzerinden nehirleri geçme teşebbüsü mükemmel bir surette muvaffak olmuş ve bütün ordu karşıya geçmiştir. Bu iş mutlak bir intizamla cereyan etmiş olup, tacize uğranılmadan yapılmıştır. Bu nazik ve çok zor teşebbüsün bu kadar başarılı olmasına sebep, Türk Ordusunun Sakarya yenilgisidir.» Bildiride ne denmek istendiği pek anlaşılamıyor. Papoulas'ın söylediklerine kendisinin de inanmadığı belli. Mustafa Kemal Paşa kazandığının peşini bırakacak adam değildir. Şimdi askeri başarıyı, politik ve psikolojik etki yolu ile sürdürmek için yeni bir girişimde bulunur. 13 Eylül 1921 günü saat 10.00 tarihini yaşayan emri şöyledir: «Ankara Komutanlığı aracılığı ile bütün bakanlıklara. Doğu ve Batı, Elcezire (Diyarbakır) Cepheleri, Merkez Ordusu, Kastamonu ve havalisi. Adana Mıntıkası ve Ankara Komutanlığına : 14/15 Eylül 1921 gece yarısından itibaren bütün vatanda genel seferberlik ilân edilmiştir. Mağlup düşmanı Anadolu içerisinde en son neferine kadar imha için ilan edilen bu seferberlikte hedef tutulan gayeye erinceye kadar lüzum hasıl oldukça silâh altında bulunan sınıflardan başka diğer sınıflar da silâh altına alınacaktır. Silâh altına alınacak sınıflar, Milli Savunma Bakanlığınca tespit ve çağrıyı yapacak makamlara bildirecektir.» Ama bu, sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. Bu yokluklar içindeki koşullarda böyle bir genel seferberliğin yapılamayacağını, değil yeni alınacak askerin eline silâh vermek, elbisesini bile bulmanın mümkün olmadığını herkesten iyi Mustafa Kemal Paşa biliyordu. Maksat, düşman ve dost yabancı ülkeler ve beri yandan Türk halkı üzerinde yeni bir etki daha yaratmak ve asıl savaşın bundan sonra başladığı gibi bir hava uyandırmaktı. Mustafa Kemal Paşa aynı saatte şifreli ikinci bir emirle Milli Savunma Bakanına asıl maksadını bildirir: «Zata mahsus (Kişiye özel) Milli Savunma Bakanı Refet Paşa Hazretlerine, İlân edilen genel seferberlik sadece hariçte siyasi bir tesir yapmak maksadına dayanmaktadır. Bundan ötürü, gereken sınıfların silâh altına çağrılması eskiden olduğu gibi cereyan edecektir. Bu hususun, lüzum görülecek olursa gizli bir oturumda Türkiye Büyük Millet Meclisine’de gizli bir şekilde açıklanmasını rica ederim.» Halide Edib Onbaşı, anılarında o günleri şöyle hikâye eder: «Bizim hücum bir hafta kadar devam etti.
Karadağ'a 57’nci Tümen taarruz etti. Bunlara bakarken, insan kalabalıklarının birbirlerini öldürdüklerini görüyordum. 1.200 kişiden kurulmuş olan 57’nci Tümenin 700'ü şehit olmuştu. Ben, kendi kendime içimden, bu cehennem sahnesiyle ilgilenmemi tenkit ediyordum. Albay Kâzım'in çadırına geldiğimiz zaman, bize yer gösterdi. Kumandanın bir saman yığınından ibaret olan yatağının üzerine oturduk. Mustafa Kemal Paşa'nın gelmesini bekledik. Ondan sonra da at üstünde, onu arabasında takip ettik. Yunanlılar Sakarya'nın doğu tarafını aceleyle terk ediyorlardı. Biz de artık Polatlı'ya gidebilirdik. Eylülün on üçünde Mustafa Kemal Paşa ile öğle yemeği yerken, Malta'dan henüz dönmüş olan Fethi Bey’i orada bulduk. Bir zaman için Polatlı'da, istasyonda kalmaya mecbur olduk. Kasabadaki evlerin oturulacak hale sokulmasını bekliyorduk. Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya gitmişti. Sakarya kumandanları bir bir gelerek İsmet Paşa'yı tebrik ediyorlardı. Gayet vakur ve sakin olmalarına rağmen, bir küçük çocuğun kendinden kuvvetlileri yendiği zamanki vaziyette olduklarını hissediyordum. Ben vagonun merdiven basamağında oturarak, Polatlı'nın kırmızı damlı evlerinden yükselen toz bulutlarına bakıyordum. O aralık, bir Türk Çavuşu bir küçük grup Yunan esiri getirdi. Onlar da oraya çömeldiler. Aralarında, her halde on sekizinden fazla olmayan, mahzun yüzlü bîr genç vardı. Onu yanıma çağırdım. Memnun göründü. Ben, insanların hür doğduğuna inandığım için düşman esirleri görmekten de müteessir oldum. Bana kendi memleketini anlattı. Annesi, altı kız kardeşi varmış. İsimlerini bir bir söyledi ve aynı zamanda hükümetlerinin bu vahşi savaşa kendilerini sürüklemesinden ne kadar üzgün olduğunu anlattı. Her halde, bu çocuk, o günlerin Yunan vatanseverlerinden değildi. Alelade bir insan evladıydı. Çünkü, Yunan vatanseverliği çok çirkin ve insani olmayan şeyler yaptırıyordu. Bu genç, Megalo İdea'yı anlamıyordu. Bu mefkure, binlerce yıl evvel Yunanlıların olan Anadolu'yu almayı ve içinde yerleşmiş Türkleri, çocukları, evleri, malları ve mülkleriyle yok etmeyi öğütlüyordu. Öldürmek, zapt etmek, taarruz etmek. işte Megalo İdea'nın o günkü ifadesi. Delikanlı yanımdan ayrılırken Adioses Kırla, dedi. Çocuk sahibi bir kadının ona yakınlık göstermesi, onu avutmuştu.» SON
Artuç,Ibrahim.Büyük Dönemeç : Sakarya Meydan Muharebesi ( 1912 - 1922 Türk Savaslari Belgeseli). Istanbul : Kastas A.S. Yayinlari, 1985, 349, [10] s. 
 
 

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.
Mesajınız Gönderiliyor
Lütfen Bekleyiniz...


Teşekkür Ederiz.
Mesajınız Gönderilmiştir.
En Kısa Zamanda Editörlerimiz
Tarafından Kontrol Edilip Yayınlanacaktır.


Olası Sebeplerden Ötürü
Mesajınız Gönderilmemiştir.
İnternet Bağlantınızı Kontrol Edip
Tekrar Deneyiniz.
İsminizi Giriniz
Lütfen En Az 3 Karakter İsim Giriniz
: *
Mesaj Başlığı Giriniz
Lütfen En Az 5 Karakter Mesaj Başlığı Giriniz
: *
E-Mail Adresinizi Giriniz
E-Mail Boş Bırakın veya Doğru Mail Adresi Giriniz.
:   
Yorumunuzu Yazınız * Max 1000 karakter.Kopyala yapıştır yaparsanız yorumunuz kesilebilir.
Lütfen En Az 10 Karakter Bir Yorum Yazınız.
İşlemin Sonucu Kaçtır :
Lütfen İşlem Toplamını Doğru Giriniz.
 " SAKARYA SAVAŞININ SONA ERMESİ-15 (13.09.1921) " Haberine Yapılan Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yapılmamıştır.  Sayfanın üstüne gitmek için tıklayınız...
Sizde Reklam Verebilirsiniz
Yazarlarımızdan...
Yazarlar - Son 5 Yorum
Haberler - Son 5 Yorum
Sizde Reklam Verebilirsiniz
Facebook'ta Bizi Bulun


Ulusal Gazetelerin Mansetleri
 Bir Gazete Seçin